6.02.2010

Bottle up and explode

Üniversiteyi gözümüzde büyüten Amerikan filmlerine hiç olmadığım kadar nefret doluyum. Bir yere kapak attığımız anda hayatımızın çılgın partiler, çatlak profesörler, yer yer trajik vakalar ve bolca sevişmelerden ibaret olacağı kanısı ile 18 sene geçirip, kendini beton yığını soğuk bir binada aslında manası olmayan, formaliteden harcanan ders saatleriyle boğulmuş ve belki de ömrün boyunca olabildiğin en canlı yıllarını buraya gidip gelirken harcamış olduğun gerçeği ile yüzleşmek acıların en büyüğü olur. Hayır hala umut doluyum, hala sevgi doluyum fakat inatla negatifleşen çevremden de kendimi alıkoyamıyorum. "Benden istenenin sadece derslerime çalışmak" diye bir olay var feci halde beynimi oyan. Böylesi bir şey mümkün olabilir mi? Bir insanın tek yapması gerekenin bir kaç kitap ezberleyip, içine azıcık kendi düşüncesini koymak diye bir şey olabilir mi? Bunu ancak bir robot yapabilir ve zor bir mücadele ile edindiğim "canlı" sıfatını "ölü" bir şekilde nasıl savunmamı bekliyorlar?
İki gün sonra 2. dönem başlayacak. Her sene, her dönem başı -her öğrencinin yaptığı gibi- kendimce sözler verdim. Fakat realist yanımın daime baskın geldiği gibi bu sefer de daha "ölçülü" bir şekilde attım! En azından -geçen dönem olduğu gibi- filmlerde yer alan üniversite hayatını yaşayacağım inanca bağlı kalmadan konuştum kendimle. Eğlenirken -en azından gülerken- bir şekilde mezun olacağımı düşündüm. Daha üç senem var, fakat ilk raundda aldığım yumruk beynimi sarstı. İkinci raunda çıkar, devamını getiririm fakat bir defa darbe yediniz mi, hiç bir zaman yememiş haliniz ile aynı olamazsınız.
Herkesin kendince derdi var. Fakat kimse başkasının derdi oluşunu kabullenmediği zaman çok feci gidesim geliyor. Bencillikten bahsetmiyorum, bencillik kendimde sevdiğim bir özellik. Bahsettiğim şey insanın derdini dert etmesi. Yani tamam kötü şeyler yaşanıyor, fakat sen sadece kötü şeyler yaşamıyorsun ki? Böylesi bir trajedi içindeysen senden daha fazla yaşamanı bile beklemem. Elbet gününün bir köşesinde içinden bile olsa bir gülümseme ile ısınmışsındır ve sen benim yanımda yer alıp, bunu göremiyorsan edindiğin yeri kaybedeli uzun bir zaman olmuştur. Şu sıraların bir özelliği mi var bilmiyorum ama herkesten tek duyduğum şikayet oluyor. Nasıl bir bunaltı bu bilmem anlayabiliyor musunuz. Günün sonunda değerlendirme temelli bir konuşmada karşı tarafı dinledikten ve "Senin günün nasıldı?" sorusuna yöneltildikten sonra ben de günümün bütün negatif yönlerine yönelir oluyorum. Böylesi bir etkileşim, ani bir çekip gitme isteğine yol açıyor. Bir süre sonra oldukça cazip gelen bir istek. Bir süre daha sonra, gerçekleşen bir istek.

dila.